Ramazan UludağEnglish

Blog

Küçük bir Arkansas kasabasında ilk ayım: İzmir'den taşındıktan sonra beni şaşırtanlar

· 2 dk okuma

3 Temmuz 2026'da Amerika'ya geldim. Chicago'da iki günden sonra arabayla Arkansas'a eve döndük. Bu blogdaki evrak hikâyelerinden önce ilk ayım böyle geçti.

Nerede yaşıyorum

Türkiye'nin üçüncü büyük şehri İzmir'de büyüdüm. Orada orman görmek için arabayla dağa çıkarsın.

Şimdi Arkansas'ta yaklaşık 6.000 nüfuslu küçük bir kasabada yaşıyorum. Yanında iki küçük kasaba daha var, en yakın büyük şehir yaklaşık 40 dakika uzakta. Köy değil. Süpermarket, benzinlik ve fast food var. Ama şehirden çok uzak.

Beni şaşırtanlar

Her şey arabayla uzakta

Türkiye'de kapıdan çıkıyordum, 30 saniyede bir dükkândaydım. Burada her iş arabayla. Markete yürümüyorsun. Araba olmadan hiçbir şey yapamazsın. Bu yüzden araba almak ilk büyük adımlarımdan biriydi: Yeni göçmen olarak Amerika'da araba almak.

Doğa kapının önünde

Her akşam bahçemizin kenarına geyikler geliyor. İlk ayımda geyik, rakun ve armadillo gördüm, hepsini hayatımda ilk kez. Parkta her yerde sincaplar koşuyor. Vahşi hayvanlara kimse karışmıyor. Yanlarında yaşıyorsun.

Yollar boş ve geniş

Yollar geniş, arabalar kocaman ve neredeyse hiç trafik yok. İnsanların çoğu da hız sınırlarına uyuyor, çünkü polis arabalarında radar var ve gerçekten durduruyorlar. Türkiye trafiğinden sonra bu büyük bir değişiklikti.

Yemekler tatlı

En zor kısım buydu. Türk yemek kültürüyle buradaki yemeklerin hiç ortak noktası yok. Neredeyse her şey daha tatlı, ekmek bile. Bir ay sonra hâlâ tatlı ekmeğe alışamamıştım. Alışacağımdan da emin değilim.

Mağazalar kocaman

İlk kez Walmart, Costco ve Best Buy'a gittim. Mağazalar devasa ve neredeyse her şeyi tek yerden alabiliyorsun.

Posta kutusu gerçek

Filmlerdeki gibi her gün posta kutuna bakıyorsun. Türkiye'de postayı neredeyse bıraktık. Burada önemli şeyler böyle geliyor. Bütün USCIS mektuplarım, Sosyal Güvenlik kartım, çalışma izni kartım ve banka kartlarım böyle geldi. Posta kutusuna bakmak günlük alışkanlık oldu.

Stres yok

Gençliğimden beri çalışıyorum ve Türkiye'deki hayat benim için stresliydi. Buradaki ilk ayımda tek bir stresli günüm olmadı. Sessiz yollar, her yer yeşil, acele yok.

Zor kısmı: beklemek

İlk ay kötü anlamda da sessizdi. K-1 vizesiyle çalışma izni alana kadar çalışamazsın. Neredeyse her günüm evde geçti. Akşamları parka gittim. Başka pek yapacak bir şey yoktu, çünkü her şey uzakta.

Web siteleri kurmaya ve video çekmeye o bekleyiş yüzünden başladım. Çalışma iznini burada yazıyorum: Çalışma iznim (EAD) zaman çizelgesi.

Dil

İngilizcem konuşmaya, okumaya ve yazmaya sorunsuz yetiyor. Ama Amerikalılar kendi aralarında hızlı ve kelime yutarak konuşunca bazen takip edemiyorum. İkinci dilim. Her hafta daha iyi oluyor.

Amerika'da küçük bir kasabaya taşınacak birine ne derim

  1. Araba planla. Yoksa her şey için başkalarına bağımlı olursun.
  2. Yemek için sabırlı ol. Yabancı ürünler satan bir market bul.
  3. Posta kutuna her gün bak. Önemli devlet mektupları postayla geliyor.
  4. Bekleme süresini kullan. Henüz çalışamıyorsan öğren, bir şey kur, ehliyet sınavına çalış.
  5. Dışarı çık. Parklar, doğa ve sessizlik en güzel kısmı. Birkaç ay sonra en çok sevdiğim şey bu oldu: Amerika'da küçük kasaba hayatını neden seviyorum.

Özet

  • Milyonluk bir şehirden yaklaşık 6.000 kişilik bir kasabaya.
  • Her şey arabayla uzakta, yemekler tatlı, mağazalar kocaman.
  • Bahçede geyik, geniş boş yollar ve neredeyse hiç stres yok.
  • En zor kısmı henüz çalışmaya izinli olmamaktı.

Bu ilk ayı YouTube kanalımda Türkçe bir videoda anlattım: buradan izle.

Sen de aynı yoldan mı geçiyorsun? Bu adımda takıldıysan ve yardım lazımsa bana yaz. Her mesajı okuyorum.
Bana yaz ya da başka bir e-posta uygulaması

Avukat ya da muhasebeci değilim. Bu, yaşadığım gibi yazdığım kendi deneyimim. Kurallar değişir ve her durum farklıdır, resmi kaynağa ya da bir uzmana danış.

← Tüm yazılar